.jpg)
Kavramsal Sanat ve Performans Sanatının Bazı İlişkileri
FRAZER WARD*
Çeviri: Ceren Sak
Düzenleyen: İzel Karaca
Hiçbir ÅŸekilde gerçekleÅŸtirilemeyecek zorlukta veya herkesin baÅŸa çıkabileceÄŸi basitlikte projeler yapmaya gerçekten inanıyorum. Bir keresinde Hollanda haritasında nerede olduklarını bilmeden dört nokta belirledim. Sonra oraya nasıl gidileceÄŸini öÄŸrendim, gittim ve bir fotoÄŸraf çektim. Oldukça aptalca. Herkes bunu yapabilir. – Jan Dibbets [1]
Kavramsal sanatın alt baÅŸlıkları genellikle çeÅŸitli konularda anlaÅŸmazlık içinde olmuÅŸtur. Bu tartışmalar genellikle çeÅŸitli tanımlar hakkında, artık olan olmuÅŸken yapılır. Yazının geri kalanındaki argümanlarım için Kavramsal sanat, estetik deneyimin temel koÅŸullarını vurgulamış çalışmalar olarak düÅŸünülebilir: ki dil, bu koÅŸullar arasında en önemlisi olarak görülüyordu. Çalışmaların söylemsel ve kurumsal çerçevelerde yapılan analizlerinde malzeme formu ve duyusal algı ikincil hale getirilmiÅŸti. Performans sanatı ise oldukça açık bir ÅŸekilde tanımlanabiliyordu, “belli bir zamanda, belirli bir yerde gerçekleÅŸen, sanatçının genellikle bir izleyici kitlesi önünde bir tür etkinlikte bulunduÄŸu bir sanat formu. Performans sanatı ile resim, fotoÄŸraf ve heykel gibi diÄŸer görsel sanat uygulama biçimleri arasındaki temel fark, onun zamansal bir olay veya eylem olmasıdır.” [2]
1960'ların sonları ve 1970'lerin baÅŸlarında bu kategoriler arasında hatırı sayılır bir örtüÅŸme vardı. [3] Ancak sonrasında Kavramsal sanatın aksine Performans sanatının bedensel varlığı nispeten sorunsuz bir ÅŸekilde ele aldığını düÅŸünmek yaygınlaÅŸtı. Buna ek olarak Kavramsal sanat nesnelerin durumu ve varlığı üzerine eleÅŸtirel bir inceleme yaparken, Performans sanatı buna karşıt konumlandırıldı. Ben de bu baÄŸlamda iki sanat eserini ele alacağım; ilki, Ian Burn'ün Mirror Piece’i (1967), bu tipik bir “Kavramsal” çalışma olarak tanımlanır. İkincisi ise Vito Acconci'nin Step Piece’i (1970), bu da belirsizlik taşıyan kavramsal bir Performans sanatı çalışması olarak görülse daha iyi olur. Bu karşılaÅŸtırma, Performans’ın öÄŸeleriyle Kavramsallık kategorisine ithal edilen belirsizliÄŸi ortaya çıkarmaya yardımcı olur. Bu da Performans sanatını avangard tarihinde dil paradigmasına bedensel bir karşıt olarak görmenin sürdürülebilir olmadığını gösterir. Hatta aksine, bazı Performans sanatı çalışmaları Kavramsal sanatın sınırlarına meydan okumuÅŸ olabilir. Bu bakımdan, Kavramsal Sanat ve Performans sanatı, sürekli bir diyalog halinde, bazen bir sohbet, bazen bir tartışma içindedir.
Kavramsal sanat, estetik üretim ile kurumsallığın oluÅŸturduÄŸu üretim koÅŸullarının iliÅŸkisini detaylandırır. Acconci ve Chris Burden gibi sanatçıların performansları ise bu iliÅŸkinin öznellik üzerindeki etkilerini incelerler. Kendi bedenlerini bu iliÅŸkinin terimlerinden biri olarak tanımlamaları öznelliÄŸin rastlantısal bir sosyal yapı olduÄŸunu hatırlatan eleÅŸtirel bir etkiye sahiptir. Aynı zamanda sosyal ve estetik normların içgüdüsel bir zeminden ihlal edilmesi etkisini de taşır. İlki Performans sanatının daha rasyonalist, Kavramsal kısmına doÄŸru yönelirken, ikincisi obsesif kısmına doÄŸru yönelir. Bunun yerine ÅŸunu da savunmak mümkün, ikisi de kurumsal sanat çerçevesinin bulanık bir ÅŸekilde belirlediÄŸi öznellik kavramına karşı güvensizliklerini gösterir. Bu, özellikle çalışmaları geniÅŸ bir kitleye açıldıktan sonra belirgindir.
Burn'un açıkça Kavramsal olarak sınıflandırılabileceÄŸimiz Mirror Piece’i, daktiloda yazılmış ve her biri çerçevelenmiÅŸ on üç not kağıdını, diyagram sayfalarını ve aynı ÅŸekilde çerçevelenmiÅŸ sıradan bir dikdörtgen aynayı içerir. (Åžekil I) Notlar, estetik otoritesinden vazgeçerek yine Kavramsal olan ÅŸu ifadeyi taşır: “Bu eserin eÅŸsiz olmadığını ve benzeri herhangi bir zamanda veya yerde benim tarafımdan ya da baÅŸka biri tarafından (benim adıma hareket eden veya bağımsız olarak hareket eden) yeniden üretilebileceÄŸini onaylarım.” [4] Ayrıca notlar, çalışmayı (ve kendilerini) izleyicinin algıladığı aynanın normal iÅŸlevinin ve "kasıtlı" sanat iÅŸlevinin etkileÅŸimi üzerinden açıklar; aynanın not ve diyagramlarla birlikte sergilenmesini bir "kavram" olarak adlandırır: 'Bu kavram çerçevesinde ayna sanat olarak deÄŸerlendirilen bir hale getirilir. Gözlemcinin 'görme'sini, baÄŸlamdan çıkardıklarıyla tutarlı hale getirmeyi amaçlar. Oda veya galerinin baÄŸlamı artık aynanın iÅŸlevini tanımlamaya hizmet etmez; kasıt, eserin içine yerleÅŸtirilmiÅŸtir." [5]
​
Çalışmanın modeli Duchamp’ın ready-madelerinden geliyor olsa da, Duchamp’a tamamıyla yabancı olan didaktizimden kendisinin kurtulup kurtulmadığı yazıların içerisindeki sahte bürokatik tonun mizahına kalmış durumdadır. Bu durum, Mel Bochner'ın neden Kavramsal sanat terimini sevmediÄŸini açıklamak için kullandığı problemin bir örneÄŸidir. Mel Bochner’a göre "kavram"ın ne anlama geldiÄŸi tam olarak belli deÄŸildir ve "niyet" ile karışma riski vardır. [6] Burn'ün çalışmasının etrafında dönüp durduÄŸu sorun, bir iÅŸin "fikirsel öncülünü" açıkça ortaya koymakla ilgilidir, ancak sanatçıların niyetlerini sadece ifade etmeleri baÅŸka bir durumdur (ki bu, Duchamp'ın zayıf bir okuması olarak görülebilir). [7] Bu tür pek çok Kavramsal sanatın, kavramsal ve algısal olan arasında oldukça saf, aşırı ÅŸematik bir ayrım üzerine inÅŸaa edilir. Dil, görselin üzerine üstünlük kurmak için kullanılır. [8]
Acconci'nin performansı Step Piece (ÅŸekil 2), Ursula Meyer'ın sanatçıların belgelerini içeren antolojisinin içindeki ilk çalışmadır. "Proje" ÅŸu ÅŸekilde tanımlanır:
"Benim dairemde onsekiz inç bir tabure kurulur ve bu basamak olarak kullanılır. Her sabah, belirlenen aylar boyunca, dakikada otuz adım hızla taburenin üzerine ve sonra aÅŸağı adım atarım; her sabah, etkinlik durmaksızın, gerçekleÅŸtirebildiÄŸim sürece devam eder. Halka duyurulur ve performans ayları boyunca herhangi bir zamanda dairemde gerçekleÅŸtirilen etkinliÄŸi görebilirler." [9]
Buradaki takıntılı ve komik nitelik Kavramsal sanatın rasyonalist terimlerini düzeltme boyutu da taşır (ancak Kavramsal sanatın barındırdığı "ayrım gözetmeyen ampirizme” de uyduÄŸu söylenebilir). [10] Benzer ÅŸekilde, Rosalind Krauss, Kavramsal sanatın babalarından biri olan Sol LeWitt'in tekrarlayan geometrik çalışmalarının genellikle Zihnin rasyonelliÄŸinin ve soÄŸukkanlılığının bir analitik temsili olduÄŸu ÅŸeklinde yorumlandığının ama aslında bunun "insanlara takıntılı bir tür deneyim sunduÄŸunu" savunmuÅŸtur. [11]
Kavramsal sanatın rasyonalizmi, birçok uygulayıcısı tarafından estetik deneyimin koÅŸullarını ve dilini açıklamak amacıyla tasarlanmış olabilir. Böylece elit olmaktan çıkarak daha az elit hale geldi. Ancak Hem Krauss hem de Gregory Battcock, Kavramsal sanat üzerine eleÅŸtirmenlerin ve sanatçıların yazılarını bir araya getiren Idea Art (1973) kitabını tanıtırken, izleyicilerin, özellikle de "sanat dışı" izleyicilerin Kavramsal sanata olan düÅŸmanlığına dikkat çeker. [12] (Belki de Harold Rosenberg'in önerdiÄŸi gibi, "bir bireyin sanat kamuoyunun bir üyesi olarak nitelendirilebilmesi için galerilerdeki nesnelerin uygun sözel yankılarına ayak uydurabilmesi ve sürekli olarak yeni sözcük daÄŸarcıklarına kendilerini açabilecek bir algılama noktasında olması gerekir.") [13] Bu, Kavramsal sanatın iki zayıflığına iÅŸaret eder. Birincisi, Kavramsal sanatın ampirik yaklaÅŸmadığı tek konsept olan kamusallıktır (ki ampirik yaklaÅŸsalardı insanların estetik zevkten vazgeçmek için daha fazla ikna edilmeye ihtiyaçları olduÄŸunu fark edebilirlerdi). Buna baÄŸlı olarak ikincisi de, iletiÅŸim düzleminde göz önünde bulunduramadığı rasyonellik kavramıdır. Bu nedenle, kamusal iletiÅŸimle ilgili kaygı duymayan Joseph Kosuth'un, "sanatı genel terimlerde tartışmak neredeyse imkansızdır" ve "sanat gerçekten de kendi için var olur" ifadeleri öne çıkar. [14]
1970'lerde bile Acconci, en azından üstü kapalı bir ÅŸekilde bu sorunları ele alıyordu. Sözlü bir ÅŸekilde planın gerçekleÅŸtirilmesi belgelenmiÅŸ olsa da Step Piece tipik bir Kavramsal sanattır. Çalışmaya ilk bakış, yani iÅŸin sunduÄŸu ilk algısal deneyim kavramsal bir ÅŸemaya tabidir ve bu ÅŸemanın sözel formulasyonu çalışmanın bir parçasıdır. Bu anlamda Step Piece, Kosuth'un Kavramsal Sanat'ın temel ayrımı olarak gördüÄŸü sanat kavramının temellerini sorgulama eylemini gerçekleÅŸtirir. [15] Ancak, Step Piece ne halkı yok sayar ne de genelleÅŸtirir. Sanatın olaÄŸan koÅŸullarının gizemini kaldırmak için sanatın sergilendiÄŸi alan ile normalde gizli sayılabilecek üretim alanı arasındaki bariyeri yıkar (bu durumda alan bir stüdyo dahi deÄŸil, Acconci'nin kendi evidir, ki bunların iç içe geçmiÅŸ olduÄŸunu da düÅŸünebiliriz). Sergiyi dışarıya doÄŸru geniÅŸleterek, çalışmayı aylık ‘ilerleme raporları’nı ‘sanat halkı’na dağıtarak gerçekleÅŸtirir. [16] EÄŸer tam olarak kimin ‘sanat halkı’nı oluÅŸturduÄŸu açık deÄŸilse de, Acconci'nin bu iÅŸ için bir tür belirli bir grup insanı halk olarak seçtiÄŸi açıktır. Yani çalışmanın genelleÅŸtirilmiÅŸ bir iletiÅŸimsel iÅŸlev iddiası yoktur ve hatta bu konuda bazı diÄŸer Kavramsal sanatın iddialarını parodileÅŸtirir. (Elbette, herkes bunu yapabilir, ancak bunun herkesin ilgisini çekmesi beklenmiyordu.)
Aynı zamanda, çalışma kendine has kısmen çılgın rasyonelliÄŸinde, bir neden-sonuç çalışması olarak varolur ve Kavramsallığın soyut rasyonelliÄŸini aÅŸar. Bochner, "fiziksel bir yükü olmayan sanat yoktur. Bunu inkar etmek, durumu ironiye indirgemektir." der. [17] 1970'e gelindiÄŸinde Acconci, bunu tanıma konusunda kendi dönemindeki Kavramsal sanatçıların epey önündedir. Step Piece'de rasyonalite Acconci'nin kendi fiziksel varlığı ile derinlemesine baÄŸlantılıdır: çalışma bir bakıma Acconci'nin fiziksel durumunun da bir kaydıdır. İşte burada Post-Kartezyen bir yaklaşımla soyut rasyonellik ve deneyim, kavramsallık ve algısallık, kamusallık ve özellik birbirlerine baÄŸlanır. Konular geliÅŸimleriyle birlikte yeniden konumlanır: "Kendimi alana inÅŸa edebilirim, kendimi inÅŸa ettiÄŸim gibi." [18] Aldatıcı bir ÅŸekilde komik olan çalışma, bu birleÅŸimin süreci ve kaydıdır.
Step Piece için esas olan ve onu bu kadar belirsiz bir ÅŸekilde Kavramsal yapan ÅŸey, bir Kavram ÅŸemasının performans elementiyle harmanlamasıdır (ki çalışmanın alanı Acconci’nin evi olduÄŸu ve “vasıtalı” bir sunum yapıldığı için burada performans teriminde de bir karışıklık oluÅŸabilir). October’da 1960'ların sanatının mevcut kabulü hakkında bir tartışmada, Kavramsal sanatı genellikle "dilbilgisel paradigma" [19] terimleriyle daha otoriter bir boyutta okuyan Benjamin Buchloh, kendi çalışmaları da dahil olmak üzere 1960'ların sanatı hakkında ÅŸunları gözlemliyor: "zaferli bir Kavramsalcılığın paradigmasında diÄŸer uygulamaların tamamını bastıran, dışlayan, küçümseyen bir karşıtlık vardır- ki bu an Performans’ın, bedenin olduÄŸu andır." [20] Step Piece tarzındaki performans sanatı hakkında yapılan bir deÄŸerlendirme, Kavram paradigmasının gerçekte ne kadar zafer kazandığı sorusunu gündeme getirebilir, ancak Buchloh, sanat tarihi için daha genel bir soruna iÅŸaret eder: Aynı dönemde yer alan çeÅŸitli sanat pratiklerinin arasındaki iliÅŸkiler nasıl okunmalıdır? Özellikle belleÄŸimizde henüz taze olan, tarihçinin deneyimine karşın yine de tarihi hale gelmiÅŸ dönemler için bu çok önemlidir. ÖrneÄŸin son dönemlerde artan "beden"e yönelmeyi düÅŸünün; bu, öncelikle dil koÅŸullarıyla ilgilenen bir Kavramsalcılığın zaferini varsaymıyor gibi görünüyor.
Daha spesifik olarak, Kavramsal sanat ve Performans sanatı arasındaki iliÅŸkileri nasıl yorumlamak gerektiÄŸine dair bir sorun var. Bu zorluk, Performans sanatının ne kadar bir hareket olmaya çalışılmış olursa olsun Minimalizm veya Kavramsalcılık gibi bir "hareket" olmamasından kaynaklanıyor. Performans, yirminci yüzyıl boyunca bir tür akıntı gibi periyodik olarak çeÅŸitli avangart hareketler içinde ortaya çıkıp ve kayboldu– Sovyet avangartları, Futurizm, Dada, Bauhaus, neo-Dada, Fluxus, Pop, Minimalizm, Jackson Pollock'ın stüdyo zeminine serilmiÅŸ tuvaller üzerindeki boyamasının arena benzeri niteliÄŸini düÅŸünürsek belki de soyut dışavurumculuk. Performans bazı sanatçıların eserlerinde Kavramsal sanata karşı konumlandırılsa da sadece Acconci'nin deÄŸil, aynı zamanda Chris Burden, Jan Dibbets, Dan Graham, Douglas Huebler, Bruce Nauman, Dennis Oppenheim, Hannah Wilke ve hatta Daniel Buren (örneÄŸin, Sandwichmen [1968] adlı eseri) gibi diÄŸer sanatçıların eserlerinde Kavramsal sanatla yakından iliÅŸkilendirilmiÅŸtir.
Bu baÄŸlamda, Kavramsal sanatının en önemli, daha veya daha az çaÄŸdaÅŸ antolojileri arasındaki farklara odaklanmak ilginçtir. Meyer'ın Kavramsal sanatı, Acconci, Buren, Dibbets, Graham, Huebler, Nauman ve Oppenheim'ın eserlerini; aynı zamanda Rosemarie Castoro ve Bernar Venet'i de içerir. Ki bunlar Kavramsal sanat içinde Performans unsuru içeren isimlerdir, ancak bunu Kavramsal sanatın bir parçası olarak vurgulamaz veya ayırt etmezler. Benzer ÅŸekilde, Lucy Lippard'ın Six Years (1973) çalışması, bilinçli bir ÅŸekilde "suları bulandırır" ve Kavramsal sanatın baÄŸlamı olan "tüm sarhoÅŸ edici sahneyi" belgeler. [21] Öte yandan, Battcock'un Idea Art'ında, Performans’a en uzun referanslar Robert Hughes tarafından yapılır; Hughes, Herman Nitsch'in neo-ritüellerini yerer ve ÅŸimdi iyi bilinen bir hata olan Rudolf Schwarzkogler'ın fotoÄŸraf "eylemleri"ni (ki Hughes, bunları kendine zarar verme olarak yanlış anlamıştır) eleÅŸtirir ve Charlotte Moorman'ın çelloyu üstsüz çalmasına alaycı bir ÅŸekilde yaklaşır. [22] Bu koleksiyonlar arasındaki farklar bize Kavramsallıkta Performans’ın yerinin belirsiz olduÄŸunu iÅŸaret eder. [23]
October’daki tartışma Buchloh'un yorumunun ardından sanat tarihinin nasıl yazıldığına dair bir kısım içerir. Rosalind Krauss’un sorusu ÅŸöyledir:
Kavramsal sanatın harekete geçirdiÄŸi dil paradigmasının ortaya çıkışı hakkında yazan bir tarihçiyseniz tüm karşı paradigmatik uygulamalardan da bahsetmek mantıklı mıdır? Çünkü o zaman Gott und die Welt hakkında da yazmak zorundasınız. Lynda Benglis'in iÅŸinin özellikle Joseph Kosuth'a karşı yapıldığını söyleyebilir miyiz? Bence hayır. [24]
Acconci'nin Step Piece'i, Kavramsal sanat ve Performans sanatı arasında elzem bir karşıtlık olmayabileceÄŸini öne sürüyor. Bu, paradigmatik ve karşı-paradigmatik uygulamaların açığa çıkardığı bir durum deÄŸil, belirli durumlarda birbirine sıkıca dolanmış uygulamaların sonucudur. ÖrneÄŸin, Acconci, Chris Burden ve Bruce Nauman gibi farklı sanatçıların eserleri, genellikle Performans sanatına daha yakından düÅŸünülen eserler olarak kabul edilse de, ‘saf’ Kavramsal uygulamanın önemli unsurlarını içerirler. Burden'ın bir arkadaşının onu kalibre tüfekle kolundan vurmasını içeren Shoot (1971) çalışması, ilk bakışta Kavramsallığın rasyonel analizlerine net bir karşıtlık içeriyor gibi görünse de, Kavramsallıkla paralel olarak önceden belirlenmiÅŸ bir planın (acılı bir ÅŸekilde) ampirik bir ÅŸekilde iÅŸlenmesini gerektirir. Sadece bu da deÄŸil, aynı zamanda çalışmanın varoluÅŸu ÅŸu anda sadece belgelenmesinden (Burden'ın "kalıntılar" dediÄŸi) ibaret. Yani kalıntı olarak varolmaya devam etmesi olması açısından Performans sanatının karakteristik formlarına çok yakın, ki bu da Kavramsal sanatın karakteristik formlarına oldukça benzeyebilir.
1960'ların sonlarında Nauman, çeÅŸitli sıralı talimatlar içeren çalışmalar yaptı, örneÄŸin "TopraÄŸa bir mil kadar derin bir delik açın ve bir mikrofonu dibinden birkaç feet içine bırakın.” [25] Dilin baÄŸlam oluÅŸturma iÅŸlevini fotoÄŸraf ve video çalışmalarında daha da ön plana çıkardı. Bu eserler vücuda odaklanıyordu ve açıklayıcı veya esprili baÅŸlıkları vardı. ÖrneÄŸin, "Art Makeup" (1967-68), Nauman'ın üst vücuduna, yüzüne ve kollarına sahne makyajı gibi görünen dört farklı renk uyguladığı dört adet 16mm film içerir. BaÅŸlık, bu maruz kalma, maskelenme ve temsil etme sürecinin ‘sanatçıların’ nasıl ‘oluÅŸturulduÄŸunu’ gösterdiÄŸini ima eder.
Benim önerim, altmışlar sanatının tarihini yazarken Acconci'nin "Step Piece" ve Burden'ın "Shoot" gibi eserlerini Kavramsal sanatın "fiziksel yükü"nü inkar eden rasyonelliÄŸe ve pozitivist iddialara karşı Kavramsal bir çerçeve içerisinden eleÅŸtirilerini yapan çalışmalar olarak yorumlamamız. GeniÅŸ çerçeveye Performans’ın unsurlarının eklenmesi, bunu olumsuz bir yerden eleÅŸtirse de Kavramsallığın kamusal ve rasyonel zayıflıklarını ele alır. (Sonuçta Acconci veya Burden kamusal alanda çalışmaya dair modeller sunmadılar.)
Kavramsal sanat geleneksel estetik ifade unsurlarını kaldırmayı amaçladı. Genelde Step Piece için olduÄŸu gibi belirsiz bir “proje” tanımlaması yapan ampirist sistemler daha geleneksel olarak iÅŸlenmiÅŸ ifade biçimleri ve ustalığın yerine geçti. Kavramsal sanat, nispeten zayıf parçalarını sanat olarak sunarak, sanatın kurumsal deÄŸerini parodik bir ÅŸekilde yeniden oluÅŸturdu. Ancak, estetik deneyimin ve ustalığın gizemlerini ortadan kaldırmayı ("Herkes bunu yapabilir" algısı) ve sanatı demokratikleÅŸtirmeyi amaçlayan rasyonalist gerekçelerle ilerlemeyi prensip belirlemesine raÄŸmen hala kurumsal olarak deÄŸer verilen yüksek modernist sanatın soyutluÄŸunu sürdürmeye devam etti (ve hala da ediyor). EÄŸer modernist resim sadece resimle alakalıysa, kavramsal sanat da sadece sanatla ilgiliydi. Bu ÅŸekilde, kendi konusunun biraz elitist bedensizleÅŸtirmesini sürdürdü, rasyonelliÄŸi soyut kaldı ve ancak soyut bir ÅŸekilde iletiÅŸim kurabildi.
Step Piece ve Shoot gibi diÄŸer eserler, Kavramsal çerçeveye performansı dahil ederek, estetik deneyimin farklı bir versiyonunu açığa çıkardılar. Kavramsallığın sunduÄŸu iddia edilen rasyonelliÄŸin getirdiÄŸi demokratikliÄŸe karşı bu rasyonelliÄŸin fiziksel etkilerini gösterdiler. Rasyonalizm bu baÄŸlamda tek başına estetik deneyime herhangi bir katkı vaat etmez. Bununla paralel olarak, bu çalışmalar vurgulu bir simgeleÅŸtirme arzusuna sahipse fakat Kavramsal sebepselliÄŸe parmaklarını koyamıyorlarsa, performans olup olmadıkları konusundaki bulanıklık bu arzuyu yok ediyor. EÄŸer Kavramsal sanat sadece soyut iletiÅŸim kurabiliyorsa, bu çalışmalar iletiÅŸimsel bir aksiyon almak için belirleyici deÄŸildirler. Bu, Kavramsallığın bazı iddialarına iÅŸaret eder. Sanatçının belirli bir yerde ve belirli bir zamanda var olmasına raÄŸmen Kavramsallığın tüm boyutları aÅŸan idealizminden (“Herkes bunu yapabilir!”) oldukça ayrışırlar, ya da Seth Siegelaub'un sergi olarak kataloÄŸundan. [26] İki durumda da, somutlaÅŸma aksiyonunu almak, yani performans; kendi temsiliyetiyle (duyurusu veya fotoÄŸraf olarak belgelenmesiyle) aynı anda gerçekleÅŸir. Çalışma özel bir alana kısıtlıdır (Acconci’nin evi, Burden’in yalnızca birkaç kiÅŸiyi çağırdığı alan) fakat bu alan temsiliyetin gerçekleÅŸtirildiÄŸi zaman kamusallığın merkezi haline gelir. Bizim sanat tarihini yazabilmemiz için, bu somutlaÅŸtırma anı, özel boyutun kamusallaÅŸtığı an, aynı zamanda Acconci ve Burden’ın “sanatçı” olarak yeniden yaratılma anıdır. Sanatçının ne kadar rahatsız bir noktada olduÄŸundan veya Kavramsallığın ÅŸu veya bu perspektifleriyle iÅŸi açıklamasından bağımsız olarak: sanatçının konuÅŸmak için yalnızca sanata hapsolması deÄŸil, sanatın içine bırakılmış olması gerekir.
​
Notes
[1] "Dibbets," in Conceptual Art, ed. Ursula Meyer (New York: Dutton, 1972), 121.
[2] Anne Marsh, Body and Self: Performance Art in Australia (Melbourne: Oxford University Press, 1993), 7.
[3] Bknz., örneÄŸin, Lizzie Borden, "Three Modes of Conceptual Art," Artforum 10, no. 10 (June 1972): 68-71.
[4] Ian Burn, Minimal-Conceptual Work, 1965-1970, exh. cat. (Perth: Art Gallery of Western Australia, 1992), 74.
[5] a.g.e
[6] Mel Bochner, "Excerpts from Speculation (1967-1970)," in Meyer, Conceptual Art, 50. Ayrıca bknz. Rosalind Krauss, "Sense and Sensibility: Reflections on Post the '60s Sculpture," Artforum 12, no.3 (November 1973): 43-53.
[7] Meyer, introduction to Conceptual Art, viii. Aslında, Kavramsal sanat içinde niyeti vurgulayan sanatçılar ile Jan Dibbets gibi "herkes yapabilir," diyenler arasında bir gerilim var. Kavramsal sanatın “demokratikleÅŸmesi” dediÄŸimizde, Jan Dibbets gibiler herhangi birinin Kavramsal sanatçılarla aynı niyetlere sahip olmasına izin vermeyi kastediyor, ki ÅŸüphesiz herkes buna minnettar olabilir.
[8] Bkz. Ian Burn and Mel Ramsden, "The Role of Language": “Çalışmayı görürken takındığımız tavır, tipik dilimizde kullandığımız ayrımlara, hatta görsel deneyimlerimizi genellerken kullandığımız betimlemelere oldukça baÄŸlı olabilir. Bu da ÅŸu anlama gelir, görmenin yeni versiyonlarını ve ayrıntılarını belirlemek için (tabii durumun izin verdiÄŸi ÅŸartlarda), önce doÄŸru dil belirlenmelidir.” Art in Theory, 1900-1990: Anyway Anthology of Changing Ideas, ed. Charles Harrison and Paul Wood (Oxford: Blackwell, 1993), 881. Burn’un Mirror Piece’ini savsaklamak istemiyorum, fakat “kavram” konusundaki ki kafa karışıklığına iÅŸaret ediyorum. Burn Minimalizm’den fenemonolojiye ilgiyi alıyor, bu çalışmada da farklı baÄŸlamda aynadan neler yansıdığına dair sorular olarak gözüküyor.
[9] Meyer’den Alıntı, Conceptual Art, 3.
[10] Victor Burgin, "Situational Aesthetics," in Meyer, Conceptual Art, 87.
[11] Rosalind Krauss, "LeWitt in Progress," in The Originality of the Avant- Garde and Other Modernist Myths (Cambridge, Mass.: MIT Press, 1986), 252.
[12] Gregory Battcock, ed., introduction to Idea Art: A Critical Anthology (New York: Dutton, 1973).
[13] Harold Rosenberg, "Art and Words," in Battcock, Idea Art, 153-54.
[14] Joseph Kosuth, "Art after Philosophy, I and II," in Battcock, Idea Art, 83, 91.
[15] A.g.e, 93.
[16] Kate Linker, Vito Acconci (New York: Rizzoli, 1994), 24.
[17] Bochner, "Excerpts from Speculation," 57.
[18] Acconci, "Step Piece, "Avalanche, no. 6 (special issue: Vito Acconci) (Fall 1972): 21.
[19] Benjamin H. D. Buchloh, "Conceptual Art, 1962-1969," October, no. 55 (Winter 1990): 105-43.
[20] "The Reception of the Sixties," roundtable discussion, October, no. 69 (Summer 1994): 18.
[21] Lucy Lippard, "Escape Attempts," foreword to the reissue of Six Years (1973; Berkeley: University of California Press, 1997), vii.
[22] Robert Hughes, "The Decline and Fall of the Avant-Garde," Battcock, Idea Art. Hughes Kavramsal sanat ve Performans sanat arasında yaratılan en yüzeysel karşıtlığa katılır: “EÄŸer Kavramsal sanat pedagojiyi ve bayat metafiziÄŸi temsil ediyorsa, Body Art dışavurumculuÄŸun alaycı gülümsemesidir.”
[23] 1992’ye gelene kadar, tarihi konumuna artık karar verilmiÅŸti. (En azından bazı çevrelerde, Avant-gardlığın bir özeti sayılabilecek Charles Harrison ve Paul Wood’un Art in Theory’sine dayanacaksanız.) Bunlar her ne kadar Joseph Beuys ve Allan Kaprow’dan metinler olsa da, performans sanatından bahsetmiyorlar. (Belki de performans sanatının teorisiz olduÄŸunu varsaymışlardı.) Bu eksiklik Theories and Documents of Contemporary Art’ta açıklanıyor. Theories and Documents of Contemporary Art, ed. Kristine Stiles and Peter Selz (Berkeley: University of California Press, 1996).
[24] "The Reception of the Sixties," 19.
[25] "Nauman," in Meyer, Conceptual Art, 187.
[26] Seth Siegelaub, "On Exhibitions and the World at Large," in Battcock, Idea Art.
​
​
* FRAZER WARD, Cornell Üniversitesi'nde sanat tarihi alanında doktora adayıdır. Tezi performans sanatı ve kamusal alan üzerinedir.
​
Metnin Orijinal versiyonu / Original Version of Article :
Some Relations between Conceptual and Performance Art , Art Journal, Vol. 56, No. 4, Performance Art: (Some) Theory and (Selected), Practice at the End of This Century (Winter, 1997), pp. 36-40, College Art Association
URL: http://www.jstor.org/stable/777718
​
